22 Ağustos 2019 Perşembe

RADYASYON VE MARİE CURE



                                                        Selam Canlar

Özledim hepinizi valla..Sevenler bu kadar uzun süre ayrı kalmamalı değil mi :)

Benden ötürü oldu bu ayrılık. Çünkü Prag'tan geldiğimden beri bambaşka durumların içine düştüm.

Evimizin satılması, yeni ev arayışları,eşya toplama,dağıtma,fazla eşyalardan arınma ve taşınma,yerleşme dönemi yaşadım.

Yorucuydu gerçekten ama gerçekten çok yoruldum.

Minimalist yaşam diye tutturduğum için oturduğum evin yarısı kadar olan küçük bir eve geçiş yaptık ben ve ailem.Detayları başka bir yazımda anlatacağım sizlere..

Peki şimdi bu radyasyon konusu da nereden çıktı diyebilirsiniz. Öncelikle " Çernobil " dizisi şu an gündemde ve herkesin dilinde..Ben izlemeye bugün başladım ama yorumlarımı bitirince yazacağım.





Bilmeyenler için söyleyeyim ben Ankara Üniversitesi Radyoloji mezunuyum. X ışınlarının tıbbi görüntülemede ki etkileriyle beraber radyasyonun zararlarını da ilk olarak okulda öğrendim.Çünkü kendimizi korumamız için çekimler sırasında kurşun yelekler giymemiz gerekiyordu.Ben daha sonra bu mesleğe devam etmeyerek İlaç Firmalarında çalıştım tam 16 yıl.

Geçenlerde İnstagram'da Radyoloji alanında çalışan bir meslektaşım bana radyasyonun zararları hakkında bir yazı yazar mısınız diye sorunca, evet dedim neden olmasın?

Ve Marie Cure ' nin hayatından sizlere biraz bahsetmek istedim;





Nobel ödüllü ilk kadın olması beni etkiliyor, O bir bilim kadını.Hem Kimya hem Fizik alanında Nobel aldı Polonya asıllı Marie Cure. Tarihte 2 Nobel alan ilk ve tek kadındır.

Kendisine Radyoloji biliminin kurucusudur diyebiliriz. Uranyumla yaptığı deneyler sonucunda Radyoaktiviteyi keşfetti.Radyumu buldu.

Fakat laboratuvardaki yoğun çalışmaları ve fazla radyasyon sağlığını bozdu ve kan kanseri olarak hayata veda etti.Kendisine bilim için ölen kadın dendi.

Not defterleri yoğun radyasyon nedeniyle hala kurşun kaplı bölmelerde saklanıyor, düşünün radyasyonun etki ve zararlarını.

Radyasyonun zararları dozuyla doğru orantılı olarak değişiyor aslında.Düşük dozlarda bazı belirtiler olup bir süre sonra kaybolurken , yüksek radyasyon hücre çekirdeğindeki DNA nın yapısını bozuyor.Ve çok ciddi sağlık sorunları doğurabiliyor.

Ayrıca Nükleer denemeler insana verdiği zararın yanı sıra çevreye,diğer canlılara da zarar verebiliyor.

Tüm bu nedenlerden dolayı herkes kendini korumayı bilmeli elinden geldiğince ama burada en çok fedakarlık ve özveriyi gösteren, bu işi yapan meslektaşlarıma ait. Dolayısıyla radyoloji alanında çalışan tüm sağlık personeli arkadaşlarımıza ve çalışanlarına kolaylıklar ve sağlıklı günler diliyorum.

Lütfen kendinize şefkatli davranın ve kendinizi sevin :) Güzel günler dilerim...



18 Temmuz 2019 Perşembe

KAYNAŞMA MİMİ



Selam Dostlar

 Canım Ece Ablam ( Ece Evren) beni davet etti sağ olsun.Mimin adı Kaynaşma Mimi. Bana da böyle güzel bir etkinliğin sorularını cevaplamak kaldı.








1- Sizi tanımak istiyoruz? Adınız/ Blogunuz ve sizi anlatan bir kelime ?

Ben Sevil Çevirgen . Blogumun ismi ise Düş Tasarımcısı.
Bana Kelimelerin Prensesi diyenler oluyor ay çok hoşuma gidiyor öyle denilmesi.

2-Sosyal Medya Hesaplarınız?

İnstagram,Facebook ve Twitter ' a Sevil Çevirgen diye girerseniz beni oralarda görürsünüz efenim

3-İlk Blog Yazmanıza Referans Olan Kişi  ya da Blog  Kimdi?

Milliyet Blog okurdum sürekli.Sonra "annebebek.com.tr" de yazmaya başladım.
 Sonra bir sabah uyandım ve dedim ki kendi kişisel bloğum olmalı ve yarım saatte oluşturdum her şeyi. Kendi kendimin referansıyım yani :)

4-Sosyal Medyada Hangi Yazarlar Grubunda Bulunuyorsunuz?

Facebook ' ta Bloggerların üye olduğu ve davet edildiğim her grupta paylaşımlarım oluyor.

5-Facebookta siteniz yasaklandı mı?

Hayır

6-Bloglar için Hangi platform daha iyi? Blogspot/ Wordpress ?

İkisinin de avantajları var. Ben Blogspotcuyum

7-Kaç Blogunuz Var?

Sadece 1 tane

8-Toplam Sayfa Görüntülenme sayısı?

Bilmem ki saymadım :)

9-Blogunuzda Reklam Yayınlıyor musunuz?

Evet

10-Misafir Blog Olarak Yazdığınız Blog Var mı?

Yok henüz..

11-Daha Önce Bir Hacker İle Karşılaştınız mı?

Diziler ve filmlerde görüyorum onları :) Gerçekte hiç görmedim valla...

12-Hedefinizde Nasıl  Bir Blog Yazarı Olmak Var?

Daha interaktif olmak, daha çok insana ulaşmak istiyorum? Hatta bloğum üzerinden fotoğraf dersleri verebilmek isterdim ya da yazarlık hakkında karşılıklı konuşmak. Büyük Blogger toplantıları düzenlemek ve buluşmak.. Yaptığımız iş daha çok bilinsin ve yayılsın istiyorum

13-Arama Motoru ( Seo ) Optimasyonu Hakkında Bilginiz Var Mı?

Yok desem ayıp olmaz di mi, çünkü yok :)

14-Blog Yazarlığını Önerir misiniz?

Yazmayı sevenlere,istikrarla yazmayı sürdürecek olanlara öneririm. Çünkü yazmak bir şifadır.






15-Kitap Okuma Oranınız Nedir? ( 10 Üzerinden)

İyi okurum hatta aynı anda 2-3 kitap falan okurum. Ama daha iyi olabilir. O nedenle 10 üzerinden 7,5 veriyorum kendime

16-Diğer Blog Yazarlarını Nasıl Takip Ediyorsunuz?

İnstagram Ve Facebook üzerinden bazen de mail yoluyla.


17-Blog Sahipleri İle Etkinlik Yapıyor musunuz?

Zaman zaman yapılan etkinliklere katılıyorum fırsat buldukça.

18- Bugüne Kadar Kaç mim Yaptınız?

Ooo  çok yapmışımdır.

19-Ünlü Bir Blog Yazarı Olsaydın Siyaset Yapar mıydın?

Yapmazdım sanırım, yine kendi halimde yazılarımı yazardım.

20- Bu Mim İçin 3  Arkadaşınızı Davet Eder misiniz?

Herkes yaptı sanki ama , yine de ben söyleyeyim.

-Yeşillenirim Blog ( Ahmet Aşkın)
- Gökhan Tekin 'in Kişisel Blogu
-Beydanın Kitaplığı

arkadaşlarımız yapmadılarsa ve dilerlerse onları davet etmek isterim :)










9 Temmuz 2019 Salı

BOYALI KUŞ






Bir çocuk düşünün küçücük daha. 2. Dünya savaşı başlıyor ve ailesi onu korumak için, çok uzak bir bölgedeki köylerin birine bir ailenin yanına gönderiyor ,daha sonra tekrar almak koşuluyla..

Fakat bu öylesine acımasız bir savaş ki, küçük çocuğu  sürekli yeni aile ve yeni köy değiştirmek zorunda bırakacak..

Her gittiği yerde şiddet ,aşağılanma, savaşın oluşturduğu vahşet daha da artacak.Ve biz tüm bu olup biteni bu küçük ve savunmasız çocuğun gözleriyle göreceğiz.

Savaşın içinde bir başına olan bu küçük çocuk, bazen dua ederek bazen kötü olmayı deneyerek güçlü olmaya çalışacak ve bu bir başınalık aslında Onu güçlü kılacak.

Kitabı okurken çok duygulandığım bölümler ya da yeter artık bu kadarı da fazla ,okuyamayacağım dediğim bölümler de oldu. Ama işte hep bir umut, hep bir anne olmanın verdiği şefkat duygusuyla olsa gerek,çocuğu iyi bir gelecek bekliyor mu acaba merakıyla sonuna kadar okudum..Sonu hakkında bilgi vermeyeceğim, merak edip okuyanlara süpriz olsun😊

Boyalı Kuş' a gelince,sürüden bir kuş boyanır ve gökyüzüne bırakılır. Diğer kuşlar onu tanıyamaz ve parçalarlar.Aslında farklı olan her insan biraz Boyalı Kuş değil midir?

Jerzy Kosinski'nin bu romanı çok ses getirmiştir.Üstelik kendi çocukluğundan yola çıkarak yazmıştır kitabı.Kitap dehşeti, savaşı anlatsa da aynı zamanda masumiyeti ve sevgiyi de anlatır.






Bir diğer bahsetmek istediğim kitapta Hemingway' in bu kitabı.

1920 lerde ilk eşiyle beraber Paris' te yaşadıklarını anlatıyor.Yazarla beraber Paris'teki kafeleri,restoranları geziyorsunuz ve onunla yiyor, içiyor,bazen aç kalıyor,bazen at yarışı oynuyorsunuz ve diğer sanatçı insanlarla sohbet ediyorsunuz.

Çok keyifli bir kitap ve ayrıca Hemingway'in her gün disiplinli bir şekilde yazma şekline  hayran kaldım, iyi bir yazar olmasında iyi bir gözlemci olması ve sıkı çalışma sekli çok  etkili olmuş sanırım. 

Sade ve rahat okunabilecek bir kitap,tavsiye ederim herkese..

Bu kitapları bana tavsiye eden ve beni onlarla buluşturan çok değerli bir tanıdığım var,kendisine teşekkür ediyorum.Sayesinde kitapları okudum ve  sizlerle buluşturdum.

Keyifli sakin ve dengede olduğunuz, insanların sizi anlayabileceği bir dünya diliyorum hepinize.
    

NOT: Bu sıralar taşınmak durumundayım ve sürekli eşya topluyorum. Bu yoğunluğuma rağmen sizlerle buluşmak paylaşmak cok guzel 🤗









25 Haziran 2019 Salı

Hemingway - Yaşlı Adam ve Deniz Kitap Tanıtımı



Selam Arkadaşlar,Bu sefer sizlerle bir video paylaşmak istedim.You Tube kanalımda yayınlamıştım.

Ernest Hemingway'in Yaşlı Adam ve Deniz isimli kitabı..Muhteşem bir kitap,Nobel Edebiyat Ödülü almış,yazarın ileri yaşlarda Küba'da yazdığı ve çok sevilen eseri.

Tavsiye ediyorum herkese..

Gününüz güzel geçsin ve güzel bitsin umarım :))

13 Haziran 2019 Perşembe

PRAG GÜNLÜKLERİ


  Herkese Merhaba    


Bugün sizlere ,Orta Avrupanın önemli şehirlerinden biri olan Prag seyahatimden bahsetmek istiyorum.Gittim,gördüm,gezdim ve geldim.Tek kelimeyle bayıldım,olağanüstü bir havası var,masalsı ve çok huzurlu bir şehir.






Burası şehrin en güzel yerlerinden biri olan Vltava Nehrinin  üzerindeki meşhur CHARLES KÖPRÜSÜ ( KARL KÖPRÜSÜ). Şehrin Old Town dediğimiz tarafında bulunuyor. Üzerinde 30 kadar Azizin heykeli var. Ve genelde her heykelin yanında bir ressam ya da hediyelik eşya satan birileri mevcut. Burası aşırı turist akınına uğrayan en popüler yer diyebilirim.






Köprünün üstünde ise bu enfes manzara ile karşılaşıyorsunuz.Şehrin her yerini doya doya seyrediyorsunuz.







Prag' a kadar gelip te KAFKA MÜZESİ ne uğramamak olmaz elbette.Kafka'nın el yazıları,mektupları ve günlükleri var burada ve ışıklı bir görselle geziyorsunuz içeriyi..Kapıda meşhur İşeyen Adamlar Heykeli ve biraz ileride Kafka Shop Center var,kupa ya da kitap ayıracı almanız için..


Şehrin her yerinde Tramvay var ve gideceğiniz yerler için çok uygun bir ulaşım aracı.Onun haricinde metro ve otobüsler de var elbette.





JOHN LENNON DUVARI çok meşhur burada ve herkes duvarın üzerine bir şeyler yazıyor. Burası çok hoş bir sokağın içinde, sevgi ve barışı temsil ediyor ,graffitilerle süslenmiş ve isteyen herkes duvara yazı yazıyor .Ben de kendimden bir parça bıraktım bu güzel duvarın üzerine..







Ve PRAG KALESİ,1400 yıllarında yapılmış çok eski bir kale ve içerisi muhteşem bir tarihti,hayran kaldım, gördüğüm en muhteşem kaleydi diyebilirim .İçeride bahçeler, kiliseler, katedraller var ,sanki kendi başına bir şehir. En az yarım gününüzü ayırmanız gerekiyor burayı gezmek için.






Bu gördüğünüz ise ASTRONOMİK SAAT.. Prag'ın en önemli sembollerinden biri.1400 lü yıllarda yapılmış ve hala çalışıyor.12 burcun sembolleri var üstünde. Saat başı animasyon oluyor, saatin üzerindeki heykeller hareket ediyor. Heykellerden biri ölümü, diğeri parayı,bir diğeri kibri, diğeri zevki anlatıyor ve 12 havari geçişiyle animasyon bitiyor.





Bu  bina  ise ULUSAL MÜZE BİNASI .Prag'ın en güzel binalarından biri olarak kabul ediliyor. İçini gezmek için zamanım olmadı maalesef ancak mimarisinin Neo Rönesans dönemine ait olduğu söyleniyor.





  Prag'ta  hep bir masalın içinde hissettim kendimi ve bu masal hiç bitmesin istedim.Her yer eski ve çok tarihiydi.Para birimleri Kron ve bizim liranın 4 katı değerinde.Aslında kendilerine has bir yemekleri yok.Gulaş isminde bir et yemeği yiyorlar ama o Macarlara ait bir menü..

Onun dışında bol bol pizza, hot dog,değişik ekmekler yiyorlar ve bira içiyorlar. Biraları sudan ucuz ve çok hafif, çok güzel tadı var. Bir de böyle halka halka yenen bardak şekline tatlıları var, çikolatalı olanı çok güzeldi.Adı TRDELNİK TATLISI.İçine dondurma ya da meyve koyulup yenebiliyor.Yapılışı ve şekli aşağıdaki gibi.



Havası, suyu, kızları çok güzel olan bu şehirde insanların %80 i Ateist .Birçok insan her gün yürüyüşe çıkıyor, paten kayıyor, bisikletle geziyor ve çok fazla insan köpek besliyor ve köpekleriyle tramvaya binebiliyorlar.

Biz orada yaşayan yeğenimin evinde kaldık; sağolsun bizi çok güzel ağırladı ve bir tur rehberi gibi çok güzel gezdirdi.Kendisine burdan tekrar teşekkür ederim .

Rahat, huzurlu, güvenli ve keyifli bir şehir Prag..Ben çok sevdim ve hiç gelmek istemedim,tadı damağımda kaldı diyebilirim:)

Tek sorun biraz kendi hallerinde,mesafeli insanlar,kimse kimseyle ilgilenmiyor,çoğu İngilizce bilmiyor ya da konuşmuyor turistik yerler hariç.Ama sorduğunuz sorulara nazikçe cevap veriyorlar.

Giderken yaşadığım en büyük sorun  ise Vize almak için çektiğim sıkıntı oldu, çok zor vize veriyorlar.

 Ulaşım da ise İstanbul'dan  2.5 saatte Prag'a ulaşabiliyorsunuz uçakla..Ben  Ankara aktarmalı gittiğim için zamanımın büyük bölümü havaalanlarında geçti.



Bir tek denk getirip içini gezemediğim yer Nazım Hikmet'in de sık sık gittiği SLAVİA KAFE oldu,uzaktan bakabildim maalesef..O da bir başka zamana inşallah :)

  
        
    Oğlumun şehirle ilgili yorumu ise bence bir çocuk gözüyle en güzeliydi." Anne burası ne kadar özgür ve güvenli bir şehir,insan kendini çok rahat hissediyor ,dedi :)

Herkese tavsiye ederim,imkanı olan herkesin görmesi gereken ülkelerden biri Çek Cumhuriyeti..

Sevgiyle kalın, kimsenin moralinizi bozmasına izin vermeyin ...


22 Mayıs 2019 Çarşamba

İLK YARDIM



İnsan neden yazı yazar ? başlıklı yazımın ardından bir arkadaşım aradı ve " neden epeydir yazmıyorsun?" dedi..

Kendimle kavga ediyorum o yüzden yazamıyorum bu sıralar , dedim..Gülüştük.

"Aman dikkat, kavga sırasında yara alma " dedi bana.

Evet insan kendiyle kavga da eder,çatışır da, barışır da..İnsanız hepimiz Homo Sapiens' iz neticede..Evrimsel süreçte tek derdimiz mutluluğa ulaşmak ve gelişmek değil mi..

Yara almak,yaralanmak demişken yaklaşık 4 aydır İlk Yardım Kursuna gidiyorum.Aslında Radyoloji mezunuyum ve üniversitede bu dersi aldım ama aradan yıllar geçti  ve ben bilgilerimi tazelemek istedim. Ve bugün de kurstan mezun oldum..

Çevremde bu kursa gidemeyen arkadaşlar öğrendiklerimi blogumda yazmamı istediler..Ben de onları kırmayarak bazı önemli konulardan özet geçmek istiyorum ilgilenenler için.




1-Mesela çoğu kişinin başına gelen SOLUNUM YOLU TIKANIKLIĞI konusu var.Yani yenilen bir şeyin yemek borusu yerine soluk borusuna kaçması meselesi.
 
 TAM TIKANMA

  Kişi nefes alamaz,konuşamaz,morarmaya başlar.

  Yapılacak İlk Yardım ; Öksürmeye teşvik edilir ve HEİMLİCH MANEVRASI uygulanır.
  Yani; önce kişi ayakta ya da otururken hafifçe öne eğilir ve 2 kürek kemiği arasına 5 kez vurulur.

  Çıkmadıysa ,arkadan sarılarak gövdesi kavranır.2 elinizi yumruk şeklinde birleştirerek göğüs kemiği ucu ile göbek arasına yerleştirin.Yukarı doğru 5 kez bastırın.

 Kaçan cisim çıkana kadar bu işlemleri sırasıyla uygulayın..İnternete Heimlich Manevrası diye yazarsanız uygulamayı daha ayrıntılı görebilirsiniz arkadaşlar..

2-HAYVAN ISIRMALARI VE BÖCEK SOKMALARI

Kedi ve köpek ısırmalarında o bölgeyi sabunlu su ile 5 dakika yıkamanız gerekiyor daha sonra bir sağlık kuruluşuna gidebilirsiniz aşı gerekli mi diye..

Arı Sokması olduğunda şişlik kızarıklık kaşıntı olur  genelde .Çok ileri hassasiyeti olanlar hemen hastaneye götürülmeli ancak genel arı sokmalarında mümkünse iğne bir kartla kazıyarak çıkarılabilir.


   
Soğuk uygulama yapılır ancak kesinlikle amonyak kullanılmaz.Ağız içi sokmalarında kişinin hemen buz emmesi sağlanır,solunum yolu tıkanabilir diye tıbbi yardım istenir.

Kene Isırması nda belirtiler ateş,ağrı,iştahsızlık olabilir ve 3 gün içinde kendini gösterir.İlerleyen günlerde kusma,ishal,yüzde kızarıklık,burun kanaması olabilir.

Eğer çıkarılabiliyorsa kene ezilmeden,koparılmadan cımbız yardımıyla sağa sola sallanarak çıkarılmalı,hemen bir sağlık kuruluşuna gidilmelidir.

    Şimdilik  sıklıkla rastlanılan bu konulardan bahsedeyim dedim..Daha çok fazla konu var,kanamalar,zehirlenmeler,bilinç kaybı,solunum durması,kırık çıkık,yanma ve donmalar ..gibi

     Ama biliyorsunuz konsept olarak kitaplar,fotoğraflar,aforizmalar ağırlıklı  yazıyorum..Bu konu ilginizi çeker ya da devamı ile ilgili istek olursa eklemeler yaparım daha sonra..Ya da özellikle merak ettiğiniz konu hakkında mail atabilirsiniz bana,seve seve anlatırım bildiklerimi.

      Kursta öğrendiğim en önemli şey ise her insanın mutlaka ilk yardım tekniklerini bilmesi gerektiği oldu,çok hayati bir konu çünkü.

     İlerleyen günlerde bir Yurt dışı seyahatim olacak kısmetse..Gitmeden yazmak istediğim bir iki kitap özeti var yetiştirebilirsem.Ve tabii gelince de gezdiğim gördüğüm yerleri anlatırım diye düşünüyorum..

    Hepinize sağlıklı keyifli kendinizle az kavga ettiğiniz günler dilerim dostlarm :)
    Sevgiyle  Düşle




 

9 Mayıs 2019 Perşembe

İNSAN NEDEN YAZI YAZAR?

İnsan neden yazı yazar?

İçini dökmek için mi  yoksa içini dökecek birini bulamadığı için mi?

Söyleyemediklerini, konuşamadıklarını kağıda aktarmak mı yoksa sebep?

Yalnızlıktan da olabilir, konuşur durur herkesle ama aslını kimseye gösteremez,

ya da o aslı kimseler tam anlayamaz

Paylaşmakta ister elbette fikirlerini ,

O fikirler uzaklarda bir tek kişinin frekansıyla bile  uyuşsa  bundan mutluluk duyar...

Sonra bazen sebepsiz ilham perileri gelir

hem de en olmadık zamanlarda; yemek yaparken  ya da araba kullanırken mesela...

E yazmasa olmaz tabii, hemen kağıda kaleme sarılır,

Çok mutluyken mesela , en güzel cümleler dökülür kalpten ve süzülür gelir kalemin ucuna...

Sonra acı çekerken ya da çok severken yoğunlaşır duyguları,çıkıverir kelimeler

Bense tüm bu durumların hepsinde her zaman yazarım...

Karanlıkta kaybolduğumda yolumu bulmak için

Yalnızlık tünelinde bir ışık ararken gözlerim

Bazen öylesine içimden geldiğince

Konuşamadığım zamanlarda, kendimi anlatamadığımda

Ve sizlerle paylaşmak , çoğalmak istediğimde

Basarım klavyeye hem yazarım hem çizerim...




peki siz neden yazıyorsunuz ?









27 Nisan 2019 Cumartesi

AFORİZMALARIM



 Epey oldu sanırım kendimce yazdığım özlü sözlerimi paylaşmayalı; biliyorsunuz ben bunlara Aforizma diyorum, günümüzde özdeyiş ya da vecize de deniyor.

  Duygular,düşünceler yoğun yaşandığında ya da bir deneyim sizi çok yorduğunda birden herşeyi özetleyen bir cümle dökülür insanın ağzından..Çarpıcı bir şekilde işin manası o cümleyle çıkar ortaya ve düşündürür okuyanı.

  Ben de böyleyim işte.Kısa cümlelere büyük düşünceler sığdırmayı seviyorum ve birden aklıma gelen ama altında derin bir geçmiş olan cümlelerim fışkırıyor kalemimden.

 Bunlara Sevilin Aforizmaları ismini koymayı uygun gördüm ve bugün burada yazdığım özdeyişlerimin hepsi bana ait olup , daha önce yazdıklarımdan derleme hazırladım siz değerli okuyucularıma.









"Sıkıştığın her nokta,gelişmen için gereken püf noktadır."

" Ne olmak istiyorsun? Bence bunun sınırı yok.Müzik ol, rüzgar ol,renk ol,çocuk ol ve var ol."

" Yaşadıklarım tercihlerimdi, tercihlerime rağmen başıma gelenler ise kaderimdi."

" Yağmurun yağışını duyumsa,yaprağın kıpırdanışını gör, karıncanın yaşama gücünü farket. Hepsi sana devam etmen gerektiğini fısıldıyor."

" O kadar kendine alışmışsındır ki; artık kendinin bile farkında olmazsın."

" İnsana yapılabilecek en büyük işkence zihninden gelir, tüm cehennem orada saklıdır ve sana pusu kurmuştur.

" Hiçbir sebepe bağlı olmadan mutlu olduğun gün, olmuşsun demektir."








5 Nisan 2019 Cuma

KÜÇÜK PRENS ( KİTAP TANITIMI)

 

   "Elveda " dedi tilki." Ve işte sırrım: Çok basit.Özde olanı sadece kalp görebilir.Gözler özde olanı göremez"

    Ah benim Küçük Prensim,sarı altın renkli saçlım.Kalbiyle hisseden,aklıyla çözen,büyüklere dersler veren masum çocuğum.

   Bugün Küçük Prens adlı bu muhteşem kitabı tekrar okudum daha önce defalarca okumuş olsam da.

  Bir çocuğun dünyasından ,insanların hataları,büyüdükleri zaman unuttukları çocuklukları ancak bu kadar güzel ve naif anlatılabilir.

  Yazarı  Antoine De Saint-Exupery. Uçağıyla Sahra Çölü'ne düşen bir pilotun Küçük Prens'le karşılaşması ile başlıyor kitabımız.






  Küçük Prens Asteroid B-612 isimli küçük gezegenin de çok sevdiği gülü,her gün temizlediği 3 yanardağı ve büyümesin diye sık sık söktüğü Boabaplar ile yaşamaktadır. Ve istediği zaman  gün batımını seyretmektedir.

  Bir gün gezegeninden ayrılır ve başka gezegenlere ve son olarakta  Dünya gezegenine gelir.Bu gezegenlerde karşılaştığı büyükleri anlamak bir çocuk için zordur.

  Dünya da ise karşılaştığı pilotla sohbetler eder ve Tilki sayesinde bağ kurmanın önemini öğrenir. 


" Şimdi sen benim için sadece küçük bir çocuksun.Diğer yüzbin oğlan çocuğundan hiçbir farkın yok.Sana ihtiyacım yok.Aynı şekilde,senin de bana ihtiyacın yok.Senin için diğer yüzbin tilkiden biriyim sadece. Ama beni evcilleştirirsen ,birbirimize ihtiyacımız olacak. Sen benim için dünyada tek ve eşsiz olacaksın.Ben de senin için tek ve eşşiz olacağım..."


" İnsanlar nerede?"  diye Küçük Prens devam etti."Çölde kendini biraz yalnız hissediyor insan. "İnsanların içinde de öyle hissedersin " dedi yılan," arada pek bir fark yoktur."


"Büyüklere,pembe tuğlalardan yapılmış güzel bir ev gördüm,pencerelerinin kenarında sardunyalar,çatısında güvercinler vardı" diyecek olsanız,böyle bir evi hayal bile edemezler.Onlara,"Yüzbin frank değerinde bir ev gördüm demeniz gerekir.O zaman"Ah,ne kadar güzel bir ev!"diyeceklerdir..






  Peki ya siz değerli arkadaşlarım,içinizdeki çocuğu en son nerede bıraktınız?Onu en son nerede gördünüz hatırlıyor musunuz? 

  Bu kitabı okumanız konusunda ısrarlı olacağım, belki hep birlikte  çocuk olmayı tekrar hatırlayalım diye  :))